Saturday, March 24, 2012

Italo Calvino

ÖRÜMCEKLERİN YUVALANDIĞI PATİKA
Italo Calvino
O bir partizandı
Bütün değerlerin altüst olduğu savaş sonrası, gerçeğin belgelenmesi ve toplumsal sorumluluk adına sanatta baş gösteren yeni gerçekçi tavır, genç Calvino'nun ilk romanı 'Örümceklerin Yuvalandığı Patika'ya da damgasını vuracaktı


A. ÖMER TÜRKEŞ


Savaşlar çağıydı 20. yüzyıl. Bir yandan bireylerin ve halkların kaderini derinden etkilerken diğer yandan siyasi coğrafyanın sınırlarını altüst eden bu sürekli seferberlik ve çatışma hali yeni düşünme ve hatırlama biçimleri, buna bağlı olarak da yeni bir edebiyat yarattı. Italo Calvino'nun ilk romanı Örümceklerin Yuvalandığı Patika da, yeni bir toplum idealinin oluşturulmasında yeni bir edebiyatın, edebiyatta yeni bir anlayışın etkili olacağı, bu edebiyatın etkin olarak bir tür 'tarih' yazacağı düşüncesinin ürünüdür.
Calvino, İkinci Dünya Savaşı başladığında askere gitmeyi reddetmiş, partizanların saflarında Almanlara karşı savaşmıştı. Savaş onun kaderini de değiştirdi. Tarım Fakültesi'ni bırakıp Edebiyat Fakültesi'ne geçti. Siyaseten en coşkulu ve aktif olduğu savaş sonrası İtalya'sında bir partili olarak gazetelerde yazılar yazdı. Yeni gerçekçiliğin bütün entelektüelleri etkilediği, sanat ve edebiyatın toplumsal meselelerle yakından ilgilendiği, bir yandan da yeni anlatım tekniklerinin arandığı çok canlı bir dönemdi. Cesare Pavese, Elio Vittorini gibi İtalya'nın tanınmış yazarlarıyla kurduğu dostluk sayesinde Calvino da edebiyat dünyasına girdi. Bütün değerlerin altüst olduğu savaş sonrası, gerçeğin belgelenmesi ve toplumsal sorumluluk adına sanatta baş gösteren yeni gerçekçi tavır, genç Calvino'nun ilk romanı Örümceklerin Yuvalandığı Patika'ya da damgasını vuracaktı. Partizanlara dair bir hikâye anlatıyordu Calvino.
Yoksul çocuğun savaş izlenimleri
Örümceklerin Yuvalandığı Patika'nın ilk basımı, Ekim 1947'de, Torino merkezli Einaudi Yaymevi'nin 'I Coralli' dizisinden çıkmış. Kitabın Haziran 1964 tarihli yeni baskısı için, yazar uzun bir önsöz yazmış. Türkçe baskıda da yer alan bu uzun önsöz Calvino'nun kendi yapıtı hakkındaki düşüncelerini ve genel olarak edebiyat anlayışını yansıtma özelliğiyle romanın kendisi kadar ilgi çekici.
Hikâye, Calvino'nun deneyim ve tanıklıklarına dayanmakla birlikte ne anı ne de belgesel. Gerçek kişi ve olaylardan yola çıkarak yeni bir gerçeklik evreni yaratmış Calvino. Roman kahramanı Pin, fahişelik yaparak geçinen ablasıyla yaşayan bir sokak çocuğu. Yaşı ve cılız cüssesiyle eşitsiz hayat bilgisiyle terbiyesiz, ağzı bozuk, hani o annelerin çocuklarından uzak tutmak istedikleri çocuk tiplerinden. Pin de büyüklerle takılıyor. "Büyüklerin dünyasına sığınmak dışında bir şey gelmiyor Pin'in elinden: Tıpkı çocuklar gibi ona sırt çeviren büyüklerin, öteki çocuklar için olduğu kadar Pin için de anlaşılmaz ve uzak büyüklerin." Yapayalnız Pin, hiç değilse büyüklerin dünyasında kalıcı bir yer edinebilmek için ablasının sevgilisi Alman askerin silahını çalacak, çok geçmeden yakalanıp hapishanenin yolunu tutacaktır. Orada kendisinden birkaç yaş büyük ama Almanlara karşı direnişin efsane isimlerinden Kızıl Kurt'la tanışır. Birlikte hapishaneden kaçtıklarında Kızıl Kurt'un peşinden dağa çıkıp partizanlara katılır Pin. Dritto'nun komuta ettiği ekip belki de en başıbozuk, bilinçsiz partizan birliğidir.
Calvino, önsözünde, hikâyenin bu kurgusunu yeni gerçekçi anlayışıyla şöyle ilişkilendiriyor; "Sokak çocuklarının ve işsiz güçsüzlerin kol gezdiği bir ortamda, her şey bir çocuğun gözünden görülmeliydi. Partizan savaşının, bu savaşa özgü kahramanlıkların ve fedakârlıkların kıyılarında dolaşan, ama aynı zamanda onun rengini, buruk tadını, ritmini yansıtan bir öykü uydurdum... o sokak çocuğu karakterinden, yani gerçekliğin doğrudan gözlenmiş bir öğesinden, bir hareket etme, konuşma, büyüklerle ilişki kurma tarzından yola çıktım ve bunu romana özgü bir zemine oturtmak için, ablanın öyküsünü, Almandan çalınan tabanca öyküsünü uydurdum; sonra, bu çocuğun partizanlara katılışının zor bir geçiş olduğu ortaya çıktı: Pikaresk öyküden toplu destana bu sıçrayış, her şeyin yıkılması tehlikesini beraberinde getiriyordu, bana öyküyü hep aynı düzeyde tutmaya devam etme olanağını verebilecek bir şey bulmalıydım; ben de Dritto'nun birliğini uydurdum."
Kısa bir roman Örümceklerin Yuvalandığı Patika. Önce hikâye formatında düşünülmüş, içine girdikçe romana evrilmiş bir metin. Kişisel karakteristikleri karakteristik durumlar etrafında gösterirken fazla ayrıntıya girmiyor Calvino, anlatısını az sayıda insan tipi, kısa bir zaman dilimi ve belli bir coğrafyayla sınırlıyor. Bu bakımdan dönemin kapsamlı ve hacimli İkinci Dünya Savaşı romanlarından farklılaşıyor. Romanı o dönemde yazılmış savaş ve direniş edebiyatından en temel farkı ise Dritto'nun birliğindeki partizanların siyasi ve ideolojik konumları. Calvino, hem Direniş'i eleştirenlere, hem de kutsallaştırılmış, kusurlarından arındırılmış bir Direniş'i savunanlara meydan okumak amacıyla içinde hiç kimsenin kahraman olmadığı, hiç kimsenin sınıf bilincinden haberli olmadığı bir partizan hikâyesi yazmış ve kendi deyişiyle 'en alttakiler'in, lümpen proletaryanın dünyasını anlatmış. Gerçekten de, birliktekilerin ve Pin'in neden bu saflarda olduğunu gösteren bilinçli bir tercihleri yok. Savaşın savurduğu bu insanları birleştiren savaşın, şiddetin ve ölümün ta kendisi, biraz da Almanlara -yabancılara- duyulan öfke. Ama böylelikle bütün savaş anlatılarının en olumlusunu, en devrimcisini yaratmaya çalışmış Calvino; "Zaten kahraman olan kişiden, zaten sınıf bilinci olan kişiden bize ne! Anlatılması gereken, oraya varış sürecidir! Bilincin berisinde tek bir birey kaldığı sürece, bizim görevimiz onunla, yalnızca onunla ilgilenmek olacaktır!"
Ne var ki bunu büsbütün başarmış sayılmaz. İtalya'da savaş sonrası edebiyatının -en azından komunistler tarafından- başlıca meselesi ortaya bir 'Direniş edebiyatı' çıkarmak olunca, bambaşka bir çerçeve içinde kurulmuş, dil ve imge olarak doğrudan, nesnel temsile dayalı bir hikâyeye Calvino da ideolojik tartışmayı eklemeyi görev bilmiş. Romanın 9. bölümünde sahne alan ve uzun bir tartışma yürüten Komiser Kim (entelektüel) ve Komutan Ferriera (işçi) üzerinden ideolojik öğenin gereğini yerine getiriyor. Bu bölümdeki kuramsal tartışmalar romanın bütününden gerek üslup gerek dil açısından ayrı düşmüş.
Yazar, hikâyenin neresinde?
Romanını yıllar sonra yeniden alıp kimi yerlerde düzeltmeler yapan Calvino'nın 9. bölümü olduğu gibi koruması, roman ve dönemin ruhu arasındaki ilişkiyi göstermek isteğinden. Çünkü Komiser Kim'in düşüncelerini içeren bu bölüm, romanın ortasına sokulmuş bir önsöz, romanın kendisi ise 'yeni gerçekçilik'in olumlu nitelikleri ile kusurlarının tipik bir dökümü gibidir.
Romanlarda, özellikle anılara dayalı olanlarda anlatıcının konumu önemlidir. Yazar ele aldığı dönemi nesnelleştirmek ve anonimleştirmek amacıyla anlatının merkezine kendisini yerleştirmekten, birinci tekil şahıs dilini kullanmaktan kaçınmış. Ama roman kahramanı Pin ile kendisi arasında sağlam ve karmaşık bir ilişki var. Pin karakteri ile partizan savaşı arasındaki ilişki, simgesel olarak, Calvino'nun partizan savaşıyla yaşadığı ilişkiye karşılık geliyor. Pin'in büyüklerin anlaşılmaz dünyası karşısında duyduğu aşağılık duygusu, aynı durumda bir burjuva çocuğu olarak Calvino'nun hissettiği aşağılık duygusuna karşılık geliyor. Ve Pin'in serseriler dünyasından geliyor olmasına bağlı
pervasızlığı -Calvino'nun- 'entelektüel kişi'nin her durumla başa çıkabilme, asla hayrete düşmeme, duygulardan kendini sakınma tarzına karşılık geliyor... Gerisini şu sözlerle özetlemiş Calvino; "bu simgesel yer değiştirmeler anahtarıyla (ama açıkça belirtmeliyim ki, sonradan bulduğum, yazdıklarımı daha sonra açıklamama yarayan bir anahtardı bu yalnızca), kişisel bakış açıma yer vermediğim öykü, yeniden benim öyküm haline geliyordu... Dolayısıyla, kitabımın simgesel kahramanı, bir geriye dönüş imgesiydi: bir çocuk. Pin'in çocukça ve kıskanç bakışı altında, silahlar ve kadınlar uzak ve anlaşılmaz şeylere dönüşüyorlardı; felsefemin yücelttiği şeyi, poetikam düşman görüntülere dönüştürüyor, aşırı sevgim çaresiz umutsuzluğun renklerine boyuyordu."
Simgesel ilişkiler sadece kahramanıyla Calvino arasında değil. Roman dili, üslubu, olay, durum ve insan tasvirleriyle dönemin edebiyatının karakteristiği, yazarın gençlik dönemine ilişkin edebi tercihleriyle iç içe geçiyor. Örümceklerin Yuvalandığı Patika, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra, bir çağın genel ikliminden, ahlaki bir gerilimden, o kuşağın benimsediği bir edebiyat beğenisinden, sanat ve edebiyatın daha iyi bir dünya yaratacağı inancından anonim olarak doğmuş bir kitap.

Kitabın arka kapağından:
Calvino: 'Bu, yazdığım ilk roman; birkaç öyküm bir yana bırakılırsa, yazdığım ilk şey olduğunu bile söyleyebilirim. Şimdi elime aldığımda, nasıl bir etki yaratıyor üzerimde? Onu kendi yapıtlarımdan biri gibi değil de, daha çok, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra, bir çağın genel ikliminden, ahlaki bir gerilimden, bizim kuşağımızın benimsediği bir edebiyat beğenisinden anonim olarak doğmuş bir kitap gibi okuyorum.' diyen Calvino’nun bu kitabı, ileride onun nasıl hınzır bir yazar olacağının da habercisi aslında. Pin adında bir çocuğun gözünden savaş, inanç, öfke, kötülük, aşağılanma, düş kırıklığı üstüne yalın ve etkileyici bir metin olan Örümceklerin Yuvalandığı Patika’nın 1964’te yapılan yeni baskısına yazdığı önsözde, Calvino çarpıcı saptamalar yapar: 'burada, her şeyden önce, kitabın imgeleri ve sözleri, akışı, tonu, üslubu, umursamazlığı, meydan okuması yoluyla kendini göstermesi amaçlanmıştır. Daha konunun seçiminde, neredeyse tahrik edici bir özgüven sergileniyor. Kime karşı? Şunu söyleyebilirim: Eşzamanlı olarak iki cephede savaşmak; hem Direniş’i eleştirenlere, hem de kutsallaştırılmış, kusurlarından arındırılmış bir Direniş’i savunanlara meydan okumak istiyordum.'
Sosyalist kahraman yaratmak, devrimci romantizm gibi kolay malzemeye tepkili Calvino şunları dile getirir: ‘Öyleyse, ben de size, içinde hiç kimsenin kahraman olmadığı, hiç kimsenin sınıf bilincinden haberli olmadığı bir partizan öyküsü yazacağım. ‘En alttakiler’in, lümpen proletaryanın dünyasını anlatacağım! (Benim için o zamanlar yeni bir kavramdı bu ve büyük bir keşif olduğunu sanıyordum. Anlatı için geçmişte en kolay malzeme olduğunu, öyle olmayı da sürdüreceğini bilmiyordum.) Ve bu, bütün yapıtların en olumlusu, en devrimcisi olacak! Zaten kahraman olan kişiden, zaten sınıf bilinci olan kişiden bize ne! Anlatılması gereken, oraya varış sürecidir! Bilincin berisinde tek bir birey kaldığı sürece, bizim görevimiz onunla, yalnızca onunla ilgilenmek olacaktır! ’ Böyle düşünüyordum ve bu öfkeli polemikle yazmaya koyuldum; en candan dostlarım kabul ettiğim, aylarca ama aylarca bir tas kestaneyi ve ölüm tehlikesini paylaştığım, yazgıları için üstlerine titrediğim, gözlerini bile kırpmadan ölümü göze alışlarına, her türlü bencillikten arınmış yaşam tarzlarına hayran olduğum kişilerin yüz çizgilerini ve karakter özelliklerini çarpıtıyor, bunları sürekli tikleri, kaba ve gülünç kusurları olan maskelere dönüştürüyor, öyküleri üzerindeki bulanık alacakaranlıkları 'gençlik saflığımla bunları ben bulanık alacakaranlıklar olarak hayal ediyordum' yoğunlaştırıyordum... Sonradan, yıllarca içimde taşıyacağım bir pişmanlık duyacaktım bu yüzden..."
Tüm Eserleri;
Ağaca Tüneyen Baron, Amerika Dersleri ,Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, Gözlemci, İkiye Bölünen Vikont
Jaguar Güneş Altında, Kesişen Yazgılar Şatosu , Kozmokomik Öyküler,Palomar,Savaşa Giriş
Var Olmayan Şövalye ,Zor Sevdalar ,Karga Sona Kaldı ,Sıfır Zaman ,Marcovaldo Ya Da Kentte Mevsimler
Sen "Alo" Demeden Önce
Yazarın Bir Öyküsü
=======================
"Herkesin hirsiz oldugu bir ülke varmis" diye baslar Italo Calvino'nun "Kara Koyun" adli öyküsü. Ama istisnasiz herkesin.
Gece olunca, insanlar maymuncuklarini ve fenerlerini yanina alir ve komsusunun evini soymaya gider.
Gün dogarken geri döndüklerinde yüklerini almislardir. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmus bulurlar.
Ülkede herkes çok mutludur, kimse kaybetmez,çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolasim, son kişi ilk kişiden çalana kadar sürer.
Bir gün, nasil olmussa, dürüst bir adam ortaya çikar. Gece oldugunda, çanta ve fenerle disari çikmaktansa evinde kalip roman okumayi tercih eder.Hirsizlar geldiginde ise evde isik yandigini görüp soymak için içeri girmezler. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açikliga kavusmasini ister:
-"Çalismadan yasamak senin tercihin, ama baskalarini bir sey yapmaktan alikoymaya hakkin yok."
Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çikar, fakat hiçbir sey çalmaz. Döndügü zaman evini hep soyulmus bulur. Ve bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir seyi kalmaz. Dürüst adam soygun yapmadigi için soyulmayanlar digerlerine göre daha zenginlesmekte ve artik çalmak istememektedir. Dahasi, dürüst adamin evi de artik bombos oldugu için o evi soymaya gidenler de yoksullasmaktadir. Zenginler, kendileri için soygun yapmak üzere maasli hirsizlar tutmaya baslar. Zengin fakir ayrimi giderek çogalir. Zenginler mallarini korumak için polis teskilati ve hapishane de kurarlar. Birkaç yil geçtikten sonra, artik kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmemektedir, sadece zengin ve yoksul vardir; Ama hâlâ hirsizlik yapmaktadirlar.


Tek dürüst adam ise daha isin basinda açliktan ölmüstür.ALINTI