Monday, May 7, 2012

Catullus "Bütün Şiirleri"


Catullus "Bütün Şiirleri"
ANTİK ÇAĞDAN EROTİK DİZELER
 Ülkemizde, dünya klasikleri arasında en az bilinen dönem büyük olasılıkla Roma İmparatorluğu yıllarıdır. Antik çağın bu döneminin adı bile birçoklarının aklını karıştırmaya yeter: “Latin Edebiyatı” dendiğinde Latin Amerika Edebiyatı ile karıştırılır, oysa Latince yazılan metinlerden söz edildiği için bazen bu deyim kullanılır; bazen de “Roman Edebiyatı” ya da “Roma Edebiyatı” deyimleri kullanılır, birincisi İngilizce’den yanlış bir çeviridir ve “roman” çok anlamlılığıyla iyice akıl karıştırıcı olur. Bunlar arasında en sık Roma Edebiyatı başlığı kullanılır ve İ.Ö. 1. yüzyıldan Ortaçağ edebiyatına dek çok uzun bir zaman dilimini kapsar. Bugün Roma edebiyatı dediğimizde genelde Altın Çağı’nı kast ederiz, bu da Cicero (İÖ 106-43) ile başlayan, Ovidius (İÖ 43 - İS 17) ile sona eren iki yüzyıldan kısa bir süredir.


Roma Altın Çağı geleneksel olarak Cumhuriyet ve Augustus dönemleri olarak ikiye ayrılır. Cumhuriyet döneminin en önemli şairleri Cicero, Lukretius ve Catullus, bir sonraki Augustus döneminin görkemli şairleri Vergilius ve Ovidius’un gölgesinde kalmışlardır. Günümüzde de eserleri ender olarak çevrilir. Catullus’un bütün şiirleri 1997’de ilk kez yayımlanmıştı, yeni bir baskısı geçtiğimiz günlerde yeniden yapıldı. Catulli Veronensis Liber (“Veronalı Catullus’un Kitabı”) altbaşlığıyla çıkan kitap Catullus’un günümüze kalan bütün şiirlerini derliyor.

Veronalı Catullus (yaklaşık İÖ 84 - 54) otuz yıllık kısacık yaşamında, ne Cicero gibi politik saygınlığa sahip olmuş ne de Lukretius gibi felsefe dalında isim yapmıştır. Onun şiirleri her zaman tepki dolu, genç sesiyle tanındılar. Buna rağmen onyedi yaşında geldiği Roma’da zorluk çekmeden edebiyat çevrelerine kabul edildi. Alaycı ve sivri dilli kaleminden çekenler arasında Jül Sezar da vardı. İmparator, Catullus’un hicivlerinin siyasi otoritesini sarstığını kabul etmiş ve birkaç kez sansürlenmesini istemişti; yine de şair kendisinden özür dilediğinde hemen aynı gece hiç duraksamadan onu yemeğe davet etti.

Sezar’ın ve diğer Romalı soyluların davranışından anlaşılacağı gibi genç Catullus olasılıkla eğlenceli biriydi. Dedikodudan zevk alan Romalı soylular, onu etraflarında tutmaktan hoşlanıyorlardı. Davetlerin konuk listesine bir kez girmişti, renkli kişiliği ve zeki esprileriyle bazılarını kızdırıp, bazılarını eğlendiriyordu. Yazdıklarında çocuksu bir gelgit hep vardı; aynı kişileri bazen göklere çıkarıyor bazen de onlara küfür dolu yergiler sıralıyordu.

Catullus şiirlerinde dostlarını, günlük hayatını, aşkını ve politikacıları anlatır ama herşeyden çok Lesbia adını verdiği bir kadını anlatır. Şiirlerinin baş kahramanı Lesbia, adı Lesbos (Midilli) adasıyla özdeşleşmiş kadın şair Sappho’ya yaptığı ince bir gönderme olarak görülebilir çünkü Catullus’un ilham kaynağı, kendinden altı yüzyıl önce yaşamış Sappho’nun şiirleridir. Lesbia’nın gerçek kimliği ise tam olarak bilinmese de, tahminen o yıllarda Roma’da adı sıklıkla anılan güzel ve soylu Clodia’dır. Clodia Catullus gibi çok sayıda genç erkeği kendine aşık etmiş, yaşlı ama çok güçlü bir adamın karısıdır. Cicero’nun eserlerinde de güzel Clodia’dan söz edilir fakat kaprisli karakterinden bugün bile söz edilir olmasının tek nedeni Catullus’un şiirleridir. İçki ve kumar düşkünlüğü olan, çok sayıda erkekle (ve bazı kölelerle) ilişki yaşamış Clodia, aynı zamanda kocasını zehirlemekle suçlanmıştır.

Böylesi karmaşık kişiliğe sahip Clodia, Catullus’un şiirlerinde bazen bir melek olarak görünür. “Yaşayalım Lesbia’m, sevişelim / kulak asmadan / huysuz ihtiyarların dedikodularına!” (5) “Soruyorsun kaç öpücüğün senin / bana yeter de artar, diye Lesbia’m” (7) “Bana söz veriyorsun, hayatım, aramızdaki / tatlı aşkımız sonsuza dek sürecek diye / Ulu tanrılar, gerçek olsun verdiği söz / Sağlayın içten, yürekten söylemesini bunu” (109)

Sonra bakarız Lesbia’nın başka bir yüzü görünmeye başlar Catullus’a, çünkü sevgilisinden şüphe duymaya başlamıştır. “Lesbia çok kötü şeyler söyler bana kocasının önünde: / o ahmağın çok hoşuna gider bu sözler / Seni katır, hiçbir şeyden çakmıyorsun...” (83) “Nefret ediyorum ve seviyorum. Neden diye sorarsan, / bilmiyorum, böyle geçiyor içimden, ve kahroluyorum.” (85) Daha sonraki dizelerinde tamamen nefrete ve tiksintiye dönüşen duygularını dile getirir. “Seni, Libya dağlarından bir dişi kurt mu / yoksa kasıklarının en aşağı bölümünde havlayan Scylla mı / böylesine kalın ve iğrenç kafalı doğurdu?” (60) Lesbia’ya öfkesi dinmek bilmez, en aşağılayıcı satırları taşıyan 58. şiirinde şöyle yazar Catullus: “... benim Lesbia’m, o Lesbia, /Catullus’un kendisinden de /yakınlarında da çok sevdiği Lesbia, / şimdi yol ağızlarında ve geçitlerde / yüce ruhlu Remus’un torunlarının şehvetini doyuruyor.” Sonunda Lesbia’yı “yol ağızlarında ve geçitlerde” fahişe olarak betimler. Bu satırlarda Catullus’un öfkesi geçmiş görünür, daha ağır hakaretler ettiği şiirlerden farklı olarak sakin ama ince bir alayla Lesbia’nın düşüşünü anlatır.

Catullus’un şiirleri 14. yüzyılda bulunmuştur ve o tarihten beri bulundukları sırayla yayınlanmışlardır fakat bu sıra büyük olasılıkla yazıldıkları sıra değildir. Lesbia’yla ilgili duyguları, şiirler farklı şekilde sıralandığında (5, 86, 87, 107, 109, 83, 70, 72, 60, 85, 75, 8, 58, 11, 76) aşkın başlangıcından nefrete dönüşüne kadar geçen süreci daha anlaşılır kılar. Aşk şiirlerinin büyük bir kısmını Lesbia için yazmıştır ama erkek sevgilileri Iuventius (99), Camerius (55) ve Licinius (50) için yazdıkları da önemli yer tutar. Licinius’a yazdıkları dostça görünse de, Iuventius’u “baldan tatlı” olarak betimlediği dizeleri erotik çağrışımları yüksek şiirlerdir.
Catullus İÖ 57-56 yıllarının bir kısmını Memmius’un komutasındaki ordu ile birlikte gittiği Bitinya’da (bugün Marmara bölgesine o çağda verilen ad) geçirmiştir. Buraya geliş nedenlerinden biri, bugünkü Çanakkale civarındaki kardeşinin mezarını bulmak ve ziyaret etmektir. Kardeşine yazdığı ağıt, onun en güzel şiirlerinden biridir.

“Nice ülkeler, nice denizler aşarak geliyorum
kardeşim, bu acıklı cenaze törenine,
 sunmak için ölümün son armağanını sana
ve seslenmek için, boşuna biliyorum, sessiz külüne,
 ayırmış bir kez alınyazısı seni benden,
 heyhat, benden zamansız koparılan kardeşim!
 Yine de kabul et bunları törenin için
 ana babamın eski töresinden kalan bu hüzünlü armağanı,
 ve sonsuzluğa doğru, güle güle kardeşim, hoşça kal!”

Erotik, komik, şakacı, ironik, küfür dolu olarak bilinir Catullus’un şiirleri ama bunların hepsinden daha belirleyici olan onun içten dilidir. Şiirlerinde aslında cazibe peşindedir, buna venustas adını verir. Belki Cicero gibi politik dizeler yazmadı ama o kişisel ilişkilerdeki politik gücü ve dengeyi çok doğru anlayan biri oldu. Şimdi onun şiirlerini topluca yeniden okurken, şairin tek arzusu güvenilir dostluk olarak kendini gösteriyor. Bu türden sarsılmaz dostluğu ailesinden, yakınlarından ve en çok da sevgililerinden bekleyen bir romantik aslında Catullus. ÇALINTI